|
|
|
|
|
|
BEYAZ DÜŞÜNCELERE DOĞRU
Çetrefilli bir hayatın basamaklarını adım adım tırmanan insanoğlu, ateşli bir gayret sonunda tahsilini de tamamlamaktadır. O güne kadar yaptığı eğitim ve yaşadıklarının, kişiye öğrettiği en önemli nokta, hiç bir şeyi bilmediğini fark etmek olmalıdır. İnsan, tıp, hukuk, felsefe, ilahiyat, tasavvuf, astronomi vb. hepsini okumuş, bir üstat ya da âlim olabilir. Çevreni dikkatle izlediğin zaman, bütün bu vasıtaların huzur ve saadeti bulmada yetersiz kaldığı gerçeği ortaya çıkacaktır. Asıl olan, duygu aleminde yolculuğa çıkabilmek ve bu yolculukta bulduklarını kaybetmeden yürüyebilmektir. Unutma ki en büyük yardımcı yine kendin olacaksın. “Saadet gibi şan ve şerefi de dışarıdan bekleme. Etrafında el şakırtısı yokmuş ne beis var ? İçinde bir ses “ Aferin “ desin; bu kâfidir. Hakiki nişan göğsün dışına değil içine takılır." Yüce Mevlâna da gizli mücevheri, kendi içimizde aramamız gerektiğini belirterek, feyizli bir dostluğa uzanan ışığı hissettiğimiz zaman, yanımızda mahşere kadar bizimle birlikte olacak tılsımın olacağını işaret etmiştir. Gerçek dostumuz kitaplar ve hasletimiz okumak olmalıdır. Ne sevdiklerimizin ömrü, ne de kendi ömrümüz, bu yazdığım satırlar kadar uzun olmayacak, ruhumuz bu satırlarda ve insanların gönüllerinde hep yaşayacaktır. Yüzsüzlerin ve zevksizlerin giderek çoğaldığı günümüzde, size mânâ sarayının sultanları Mevlâna Yunus Emre ve Şemsten bahsetmek isterim. Dünyanın en feyizli dostluğunu kuran Mevlâna ve Şems, ilim ile mânâyı birleştirerek huzur yolculuğunda bize kılavuz olmuş, bütün makamlarda taht kuran koca derviş Yunus Emre, gönlümüzün ilacı olmuştur. Gayemiz büyük önder Atatürk’ün ve kahraman milletimizin, bize emanet ettiği cennet vatanımızda onların girdiği kapıyı aralamak ve irfan ordularının birer neferi olarak sabırla ilerlemektir. Onların bize sunduğu hayat reçetesinin mucize ilaçları; duyguda derinlik, güzel sanatlar, sevmek ve sevilmek, affeden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insan olabilme yolunda sabırla ilerlemek, gerekirse çile çekmeyi bile göze almaktır. Vahşi dünyanın doymak bilmeyen aç insanlarının kurbanlarını yedikçe daha da acıktıklarını görüyor ve siz gönül dostlarıma bu reçeteyi sunuyorum Ezelden ebede çıktığımız bu yolculukta, mukavemetimizin temeli olan sabır ve şükrü, yüksek bir karakterle birleştirebildiğimiz zaman, çektiğimiz ıstırapları kalkan olarak kullanıp, kâmil insan olma yolunda tüm engelleri yok edeceğimize inanıyorum. Kalbimizdeki umut ağacını yeşerten ve taze tutan bulutun sel olup yağdığı sürece: fâni dünyadaki nasibimiz kendini bilen, olduğu gibi görünen insan olmalıdır ki kaderin o bulutu ne zaman karşımıza çıkaracağı belirsizdir. “Saadet Hızır Aleyhisselâm gibidir: Herkese hiç olmazsa bir kere görünür. Bahtiyar olamayanlar, karşılarına çıkan ya da yanlarından geçen saadeti tanımayanlar ve bundan dolayı ona dört elle sarılamayanlardır." Yaşam perdesinin farklı zaman ve zeminlerinde rol alan insanoğlu, hiçbir zaman dört başı mamur olamadığı halde hep kendini aldatmayı başarmış, sahte mutluluklarla oyalanmıştır. Ebedi yolculukta her sonun bir de başlangıcı olduğunu unutmayalım. Ölümle başlayacak sonsuzluk sürecinde geriye dönüp baktığımızda, gözlerimizi açıp kapamak kadar kısa bir an olarak hissedebildiğimiz, doğumla ölüm arası fani dünyada, kambur feleği de hesaba kattığımız zaman, tek ve en büyük ümidimiz, günahlarımızdan dolayı yaratanın affına sığınmaktır. Bu şiirlerde kendimizi bulabilmek ve siz gönül dostlarımla buluşabilmek umuduyla yola çıktım. Beyaz hayallerin gerçek olduğu bir diyarda, beyaz düşünen gönül dostlarımla en güzel hislerimizi paylaşmak ne güzel. Her şey gönlünüzce olsun. Şu anda hepinizin aklınızdan iyi şeyler geçirdiğinizi biliyorum. İşte bu yüzden gönül bağı ile sizlere bağlanarak, size gönlümü açmak istiyorum, hem de bu işin gönüllüsü olarak. Sayfaları çevirdikçe, kendinden bir şeyler bulacaksın, yani sen ben, ben de sen olacağım! Zaten hepimiz doğduğumuzda aynı değil miyiz? Çirkinlikler hep sonradan değil mi? Sonradan olanlar geçicidir. O halde pencerelerimizi sonuna kadar açarak, karanlığı da arkamıza alıp, hep birlikte aydınlığa bakalım.
Dr. M. Emre ATABEK
UNUTMA
Sen unuttun! Hem de sana verdiğim çiçeğin adını unuttun. Hani birlikte sevdiğimiz kuzuyu, Yardımına koştuğumuz yaralı kuşu, Mehtapta gördüğümüz melek otunu, Hepsini unuttun. Hatta seni unutamadığımı bile unuttun. Ya ben; Ben unutulduğumu unuttum, Bu dertler unutkan yapıyor insanı, Belki senden çok şey umdum, Fakat sende bir tek şeyi buldum, Artık anladım sevgiyi unutmadığımı. Sende kaybettiklerimi buldum. Sende buldum aradığım akşamı. Sakın bende kabahat bulma. Bütün söylediklerimi unut gitsin, Lakin unutulmama umudumu unutma!
KADER Mİ DESEK ?
Ah köhnemiş fikirler, Ne çektiysek sizin yüzünüzden!
Geceleri tırnak kesilmez, Hatta haftanın belirli günlerinde de olmaz, Ne demek kardeşim! Eğer elektrik kesik değilse, Gözlerimde görüyorsa, Vallahi de keserim billahi de keserim, Yıllarca aldattınız, Dedelerimi, ebelerimi, Elinde olmadan onlar da bizi.
Perşembe geceleri içilmez, Sen her Allah'ın günü zıkkımlan, Perşembe geceleri içenlere beddua et, Ve arkasından gururla cumayı da kıl, En iyisi, Sen git papazı bul da günah çıkart.
Kız değilse vururum... Sen el alemin karısına kızına bak, Sonra da apış arasında namus ara, Hey ahmak namus insanın kafasında, Zarı sağlam namussuzlar da aramızda, Daha çok oflarız biz.
El âlemi gâvur diye beğenme, Sonra da makinesinde çamaşırını yıka, Süpürgesiyle evini temizle, ......matikleriyle hayatını kolaylaştır, Gâvurun memleketinde yaşa, Şeytana külahı ters giydir, Sonrada gâvura kızıp orucunu boz, Hadi bana Müslümanlığı anlat, Eğer biliyorsan.
Elinden iş gelmeyenlerin diline vurmuş, Elhasıl kontra gidiyoruz dünyaya, Küfür küfür esiyoruz küfürbazlıkta, Fikirler köhne kafalar küflü, Galiba konuşma sırası küflülere gelmiş, Vazgeç beyim, yoksa ... geçirecekler.
Anane olmuş yanlışlara boyun eğmek, Her yerde kader deyip geçiştirmek, Oh ne kolay böyle yaşamak! Biz birbirimizin ayıbını örteriz demek, Maharetin varsa ayıp etme, Aslında sizi ayırt etmek lâzım.
Bunlara göre kader akıl almaz bilmece, Elinden tutarsa ne âlâ, Bırakınca da ne yapsan nafile, Bedavacı yaşamak bunun adı, Buna göre her yükü kader taşımalı, Kader bizim hamalımız değil ki kardeşim. Madem ki imtihan dünyasındayız, Sorumluluk önce kendimizde, Dünya fani yolculuk ebediyete, Dünyayı zehir etmek belki elinizde ama; Ne yapacaksınız acaba? Yollar musalla taşında kesişince.
ZOR YAREN
Doktor olmak Eskiden bilmezdim, Beyaz önlüğün bu rengini.
Oku da doktor ol! Dalga geçsinler bu memlekette! Hele bir de, Geçinemiyoruz dersen eğer, Açarlar ağızlarını; Beleşçi bunlar, para canlısı, Sınavlar, Kitaplar, Nöbetler, Okullar, Ve KDV'li yıllar, Hepsi beleş yaren.
İki şık şık bir tık tık, Of be ne beleş! Açtırmayın ağzımı! Sen de bu cevheri bul da! Eğer elinden gelirse, .....şıkla........tıkla..... Zırıldamak kolay yaren.
Bir de zamane hastalığı var, Soruları sorunla dolu, Doktor hastalanır mı hiç? Canım ne haddine! Hem uyumaz, Hem de yemez içmez, Allah bilir ya! Aşık bile olamaz, Zamanı yok ki yaren.
Dert babası doktor, Dedesi de, Aman doktor, Senin derdin mi olur? Olursa da,dolu sırlarla, Musallada son bulur. Eğil de toprağa sor? O bizi anlatır yaren.
Bir de anama sor? Halimizi, Uykusuz geceleri, Sevinçle karışık hüzün ve kederi, Ona göre de; Biz felaketin kurbanlarıyız, Ya da acıklı hikayemizin kahramanları, Kadıncağız da, Ahım şahım değilmiş bu meslek der, Dayanır mı bilmem? Ana yüreği bu yaren.
Bırakalım konuşsunlar, Biz yemin ettik, Bozulanları onarmaya, Araba tamirine benzemez bu, Her yanı muamma, Biz kendimizi biliriz! Cümle alem de şunu bilsin ki; Son konuşan biz olacağız yaren.
Kul hakkı yemeyin deyip, Doktor hakkını yiyenler, Bu sahnede komedya yok, Tragedya ve dram var, Kostümü beyaz önlük, Dekoru kan, irin ve göz yaşı, Oyuncuları fedakâr doktorlar, Kalpleri yorgun, sesleri yanık, Ama yok minneti, asla olmaz.
Doktor olmak zormuş, lâkin; Zor da oyunu bozarmış, Artık oyun bitti, zaman geçmeden, Başımızı utanç içinde eğip, Alkışlayalım yarenler, alkışlayalım da, Yeni bir oyun yazalım, Dekoru kansız ve irinsiz, Perdesi sevinç gözyaşları ile açılıp kapanan.
HEDEF
Sonumuz yaklaşıyor, Hem de son nefesimiz, Eğer son kozumuzu iyi oynamazsak, Bu yolun sonu demektir, Durumumuza bakıyoruz, Hep fasa fiso, Bakın efendiler, Son pişmanlık fayda etmez.
Fasit fikirler sardı her yanımızı, Bazılarına göre mucize 19, Yazık efendiler! 19 çocuklular duymasın, Kendilerini ...... sanırlar, Yetmez efendiler, Hedefimiz sonsuz! Geçmişte kaldı 19, Lakırdının sonu yok efendiler.
İNSAN DEĞİL
Çevremde ki insan manzaralarına baktım; Sağımda aç gözlüler, Solumda şehvet yolcuları, Önümde azametli tipler, Tamam siz önden gidin, Gösteriş yapmak sizin işiniz.
Bir de arkama baktım, Ne göreyim! Hain insanlar, Yahu kim bunlar?
Hık mık etmeye gerek yok, Ne sel bastı ne deprem oldu, Peki ne oldu bu insanlara? ABANOZ AĞACI Devir azmış, Gözlerde ve zihinlerde açlık, Yüce duygularımız çürümüş,çürütülmüş. Amansız hastalıklar sarmış ruhumuzu, Abanoz ağacı alınmasın, Onun gibi olmuşuz, Sert ve siyah! Ama o ağaç, Onun da aslına bakarsan, Yumuşak ve beyaz. AKUS TALİH Göçebeyiz göçebe, Hayat denen yolculukta, Göçmek mi kaderimiz? Çok çekmişim çok! Çektiğim de hep gönlümden,
Aşık oldu, Acınacak hale düştü, Karşılıksız sevdi,hiç bilinmedi, Ne olduysa, İşte bu yolculukta oldu, Gönlüm biçare, Makus talih arkadaşım oldu.
Ağlasam ne çare! Çare belki de göçüp gitmekte. YARIM KALDI Vakit gece yarısı, Beklediğim hala gelmedi, Yarı yarıya bölüştüğümüz sevgi, Şimdi yarı yarıya eksildi, Yarı yolda bıraktı insanlar birbirini.
Sokakta ki adama baktım, Yarı aç, yarı tok, yarı deli ...
Siyasetçileri dinledim, Söylediklerinin yarısı yalan.
Çiftçi ile konuştum, Ürünün yarısı çürüdü dedi, Sebebini sordum? Toprak kırmızı böcek, akrep, fidan biti dolu, Bunların da hepsi yarım kanatlı.
Üzülme gönlüm! Bir sana yaranamadım, Seni hiç avutamadım, Biliyorum senin ilacın sevgi, ama; Onu da ben tamamlayamadım, Umutlarım yarım kaldı. Yarım kaldı hayatta her şey!
Tam yüzümüz güldü derken, Ayrılık geldi çattı, Mutluluk yarım kaldı.
Evlenip yuva kurduk, Kapris müsaade etmedi, Evlilik yarım kaldı. Ayrılığı sineye çekip, Bari çocuğumu göreyim dedim, İcra araya girdi, Sevgim yarım kaldı.
Tam aradığımı buldum sandım, Tâyin geldi çattı, Aşk yarım kaldı.
Yaşadığım yere baktım, Yarımkürenin yarımadası, Yarım ağızla konuşuyor insanlar.
Saate baktım yarım, Kafamı yastığa koyduğumda anladım, Yarım baş ağrımı.
Anlayacağınız her şey yarım kaldı. Şükür ki sağlıklıyım, O da yarı buçuk sayılır ya neyse, Yaşım otuza geldi, Eğer hayatım da yarım kalacaksa, Ölmeye beş kaldı.
SEVGİYİ BULDUK Anlatırdı seni, Muhabbetli ve niyazlı bakışların.
Bu günlerde ne oldu sana? Aksi sözler söylemekte, Göz yaşları dökmektesin, Çok sevdiğin begonyalara ne oldu? Bir tuhaf oldun sen, Batan güneş ya da ay gibi, Bu yüzden, Ben de dikenli yolların yalnız yolcusu.
Bir bak halimize, Kalbimizde kıyamet güneşi doğmak üzere, Bırakalım kıyamet kopsun, Çünkü hislerimiz var, Hislerimiz yok edecek güçte, Faniliği ve gafleti. Ne oldu biliyor musunuz? Şimdi biz deli divane olduk, Ve raflara kaldırılmış sevgiyi bulduk, Sevdalıları bekliyor! Yeter ki aşka meyilli ol. EY GÜZEL Şikayet etme rüzgârdan, Yeniden esecek elbet, gönlünün istikametine, Baharda esen ılık rüzgarlar gibi, Ve gönlünde çiçekler açacak, Sen daha da güzelleşeceksin.
Sakın eğilme! Elem dolu göz yaşların,sel olduğu zaman, Engelleri yok edeceksin, Ve o engeller, Sana şifa olacak.
Kolay mı sandın güzel olmak? Çirkinlikte kim ne bulmuş? Atın beni güzellerin içine! Hallaç pamuğu gibi parça parça saçın, Güzel ... güzel amma! YAŞAMAK Gayesi uzun yaşamak olanlar, Yetmedi mi bir asır?
Soruyorum neden? Şimdi duru değil? Doğduğumuzda, Coşku ve sevgiyle akan kanımız. Neden insanlar giderek renksizleşiyor? Düşünceleri donuklaşıyor?
Yaşlandıkça, Nefesi daralıyor insanların, Büyümek mi suçumuz? Bir düşün bakalım! Ne olurdu acaba, Bir asır değil de beş asır yaşasaydık? DOĞRULUK Aldırma arkadaş! Bak okyanuslara, Azgın dalgaların saldırısı bitmez.
Eğer tekne sağlamsa, Boş ver saldırsın, Su almıyorsa, Bırak kabarsın, Belki karaya vurur, Donkişotlar, Karanlıkta saklanmak kolay, Ya güneş doğduğu zaman? SEN Sıcaksın, Temmuz güneşi kadar, Saba rüzgarı gibisin, Serin ve tatlı.
Tutkusun, Masallardaki periler gibi, Gönlümde yeşeren taze fidansın, Toprağa ekilen bir tohum tanesi gibi.
Tuhaflıklar tuhafısın, Tuhafiyecilerde bile bulunmayan.
Bembeyazsın, Kardan da beyaz.
Unutulmazsın, Çünkü sen, Kayıtlısın gözümde ve gönlümde, Sakın unutma, Sensizlikte seni yaşatacağımı.
Yaban gülüm benim, Sen var ya sen, Aşk belası, salgın ve hastalıksın, İnan ki böyle konuşmazdım! Ölümle beni tehdit etsen. EY DOST Şunu bil ki! Bela yağmurları üstümüze yağsa, Şimşekler çaksa boşuna, Vallahi boşuna! Söndüremez kimse, Ateşin dehası yakmak değil, Eski bir dostumdur o ateş, Ne diye ondan kaçayım? Dost ulu bir ağaç değil mi? Dostluk da onun meyveleri.
Düşman düşmanın halini anlamaz ama; Dostun sözü acıdır, Dost insanı ağlatır, Dosdoğru olmak gerektirir dostluk, İnanmışız biz; Bir ömürlük mevki ve iktidar, Dostluk uğruna çekilen eziyetlerdir. Biz meleklerin dostuyuz. Ey dostlar! Bir gün göklerde buluşacağız. SIRLAR Onlar, Evet onlar bizi anlatırlar. Biz ölsek de, Ölümsüz kalır sırlar.
Önce benliğimizi, Sonra her yanımızı, İnce fikirler sarar, Arkasından o müthiş sırlar, Doğar ve bizimle yaşar.
Bazıları vardır, Göz yaşı yağdırır, Bazen de sevinç, Ya da fırtınalar koparır, Ama asla unutulmazlar, Hep başucumuzda saklanırlar, Farfaralar sır saklayamaz, Onların hiçbir sırrı da olmaz, Sırlar saklambaç oynamaz. Küpe bile sır dökülür, Ama insana asla! Kolay mı sır küpü olmak, Vefakâr sırdaş olmak, Kolay olan sırra kadem basmak. Ey sırlar! Bizi ancak,özleyiş çığlığı atan sırdaşlar anlar. İNSAN SIRRI Doğmak dirilişse, Ölmek de diriliştir, Doğmak bedenin, Ölmek ruhun dirilişidir, İnsanın sırrı kendindedir. CANAN Seni görünce, Ruhumuz coşar, Şarkılar söylenir, Besteler yapılır, İltifatlar kırıla gider.
Bak a canım, Sen hiç gönül yarası çekip, Coşan ruhun eridi gitti mi? Canının özünü besleyemeyip de! Bilinmeyen rüzgarlarla, Kalbindeki alev küllendi mi?
Mademki canan diyoruz, Lafımız yarım kalmasın, Sevgiyi tatmadan, Geçici zevklerle onu besleyemezsin, Kimse canını sokakta bulmadı, Sen de hey canına yandığım canan.
O halde, hayat musikisini, Canan için yeniden besteleyelim. EY GÜL YÜZLÜ Gül yüzlüyü tarife gerek yok, Ne dilberdir biliriz, Yüzde beşiniz de bunu bilse yeter.
Yüz çevirme bizden gül yüzlü, Yüz üstü bırakma bizi, Senin yüzünden, Rahat yüzü göremedik, Sen gül yüzlüm, Zıpkın misali, İnsanı kalbinden vuran yosmasın, Hem de yüzde yüzünün. Sen ki; Okunmamış kitap, Sürülmemiş toprak gibisin Gönülleri güzelliğinle fetheden sen, Peki gözyaşı niye? Yüzleştireceğim seni herkesle, Güzele ve güzelliğe ihanet neden? Artık yeter! Çirkinleşmeden, Sırlar ülkesinin bahçesinde, Gözlerinde gizlenen, Ve toprağı yeşertip bereket verecek olan, Gizli cevheri arayalım, yoksa ; Vefasızlık ve zulümle dolu ömürde, Gerçek seni bulamayız ey gül yüzlü. ARAYAN BULUR Hayatta hiç bir şey, Bulunmaz Hint kumaşı değil, Ama önemli olan, Bulup buluşturabilmek.
Kimi rahat bulur, Kimi de ettiğini bulur, Kimi şifa bulur, Kimi de eceli bulur.
Bazıları da, Buldukça bunarlar, Etme bulun dünyası, Allah'tan bulsunlar inşallah! Zaten buluntu bunlar, Bu dünyada, Bulundurma ruhsatı bile alamadılar.
Benim içinse, Bulup buluşturmak; Çok uzaklarda, Günahlardan arınmış, Dünya haritasında olmayan, Özel bir yer, Ve o yerde, Tertemiz duyguları paylaşacağım,özel biri! BEDEN VE RUH Bedenimiz bu dünyada, Ruhumuzsa, Ebediyen özgür dolaşacak. Beden ve ruh; Bir sarnıç, Ardı sıra akıp gitmekte.
Beden bir dağ, Ruhumuzsa derya, Feylesofa benzer onlar, Bulut olmasaydı, Yağmur yağmasaydı, Ne yapardık biz? Yangın çıkardı, Hem bedenimizde Hem de ruhumuzda.
Ruhumuzu teslim etmeden, Bedenimizin kıymetini bilelim, Yaşadıkça öğrenir insan, Hayat iksiri bu sarnıçta. Ardı sıra coşup gitmekte. ÖYLE... Ben bazen öyle bir ah çekerim, Yüreğimin ta derinlerinden, Yanmayan bunu anlayamaz, Ve ben öyle bir severim ki, Gerçek aşkla ölümüne, Çile çekmeyen de bunu anlayamaz. ISLAK GÖZLER Yıl 1938, Kara yıl, Yıl 1998, Kapkara yıl, Yıllar geçti, |